Roma Tarihi

1. Bölüm (Cumhuriyet)

M.Ö. 753 —— M.S. 1453. 2200 yıllık en uzun süre ayakta kalan ve en geniş dönemleri sınırları 6,5 milyon km²’lik bir alanı kapsayan üç kıtaya hükmeden Roma, tarihin en büyük medeniyetlerden biri , Latin alfabesinden hukuk sistemine, hamamdan tiyatroya, su kemerinden şehir planlamaya, yol sisteminden kütüphaneye, antik krallıktan cumhuriyete, aristokrat ailelerden oligarşik imparatorluğa daha nice yapıt ve sistemleriyle günümüz modern dünyanın oluşmasına etki eden muhteşem bir birikim. Bu yazımda kısaca Romanın krallıktan cumhuriyete geçişi ve Romanın genişleyip İmparatorluğa dönüşme sürecini özetleyeceğim.

Roma

Krallık M.Ö. 753—M.Ö. 509 / Cumhuriyet M.Ö. 509 M.Ö. 27

Akdenizin ortasında bulunan İtalya yarım adasının Tiber nehri kenarındaki Roma MÖ753’te Truva prensi Aneas’ın torunlar Remus ve Romulus kardeşleri tarafından Kurulduğu söylenmekte. Etrüsk ve Yunan kolonilerin ticari yolu arasındaki bu stratejik öneme sahip şehir ilk 200yıl krallık ile yönetilmiş ve yedinci kral Tarkinusun tahttan indirilmesiyle ,MÖ 509’da Cumhuriyeti ilan etmiştir.

Roma Cumhuriyeti her yıl büyük aileler(particiler) ve asillerden oluşan senatonun seçtiği askeri kumandanlık yetkisine sahip Magistrallar (2 tane konsül) tarafından yönetilmekteydi, konsüllerin kendi aralarındaki çekişmeler, onların gücünü sınırlayan senato üyeleri, senatoyu oluşturan aileler arasındaki rekabetler Roma Cumhuriyeti’ni diktatörlüğe ve tekrar krallığa dönüşmesini önlüyordu.

Cumhuriyet dönemi boyunca resmi olmayan bir anayasa yürürlükte oldu. Bu anayasa modern anayasalar gibi yazılı ve sistematik değildi ve sürekli değişiyordu. Cumhuriyet döneminde Roma, gelenekler ve yasaların birleşimi olan kurallarla yönetildi.

Roma Senatosu

SPQR: Senatus Populus Que Romanus

Roma toplumu iki büyük katmandan oluşuyordu: Patrici’ler ve Pleb’ler. Patrici’ler, zengin ve soylu ailelerin mensuplarıydılar. Pleb’ler ise ayrıcalığı olmayan özgür yurttaşlardı. Bu iki büyük grup arasında her zaman gerilimler ve hatta çatışmalar olmuştur. Pleb’ler iki kez Cumhuriyetten ayrılmayı denediler. M.Ö. 287’deki son ayrılık esnasında Pleb Meclisi oluşturuldu ve bu meclisin kararları yasa gücüne kavuştu.

Bu yasalar soylu Particileri de bağlayacaktı. Bu göreli istikrara ulaşıldıktan sonra Roma fetihlere yöneldi ve Akdeniz bir Roma iç denizi haline gelene kadar büyük bir hızla genişledi bu savaşlardan en ünlüsü M.Ö. 3. yüzyılda Roma, Kartaca arası Pön Savaşları’ydı. Bu savaşlar sonunda Roma Sicilya ve Hispania’da ilk deniz aşırı fetihlerini yaptı ve önemli bir emperyal güç olarak yükselişe geçti.

Bu hızlı fetihler Roma’ya büyük zenginlik ve köle nüfusu katmıştı, komutanların yeni topraklar fethetmesi askerlere toprak ve köle ganimet verilmesi ve ele geçiren topraklardan paralı asker alınması, askerlerin senatoya değil komutanlara olan sadakatlarını arttırmıştı. Köle nüfusunun artışı Roma vatandaşlarını işsiz bırakıyor, halkın asillere ve yöneticilere olan tepkisi artıyordu. Cumhuriyet genişledikçe Roma’nın aristokrat gücü zayıflıyor, yönetim generallerin eline geçiyordu.

Cumhuriyet döneminin son yılları kargaşa içinde geçti. M.Ö. 2. yy’da Gracchi kardeşlerin öncülük ettiği halk hareketleriyle artan kargaşa, general ve diktatör Sulla’nın döneminde, M.Ö. 80’lerde doruğa çıktı. Halk katmanlarının yönetimi değiştirmek için bir devrim yapmaya yönelik çağrılarla kışkırtılmaları sonucu Roma iç savaşın eşiğine geldi. Ancak Cicero’nun çabaları sayesinde kan dökülmedi ve sorun geçici olarak çözüldü.

Gaius Julius Caesar

Üçlü Yönetim Ve Sezar..

Fakat güçlü Partici aileleri bu düzenin değişmesini istemiyorlardı; çünkü asıl ekonomik güç onların eline geçmişti. Toprak reformuna yönelik halk hareketleri şiddetle bastırıldı.
M.Ö. 62’de Romanın üç büyük ailesinden gelen generaller bunlar: Sezar, Pompey ve Crassus ilk “triumvirate”yi (üçlü yönetim) kurdular. Crassus bir savaşta öldürüldü ve Sezar ile Pompey yönetimi paylaşmaya devam ettiler.

Bu sırada kuzeyde Galiler Roma’ya savaş açtılar. Sezar topladığı orduyla bu savaşı kazandı. Ancak onun yokluğunda Pompey’in etkisiyle Sezar bir halk düşmanı ilan edildi. Böylece ikisi arasında bir iç savaş başladı. Sezar lejyonlarıyla hızla Alpler’i geçip Romaya ilerledi, Pompey’in İtalya’da Sezar’dan daha çok ordusu bulunmasına rağmen bu hız karşısında ordularının tamamını Roma’ya toplayamayıp şehri terketmek zorunda kaldı.

Sezar’ın Ölümü

Sonunda bu savaşı Sezar kazandı ve Roma Konsülü Ünvanı’nı geri aldı, bu esnada Mısır’a kaçan Pompey’in arkasından giderek Mısırı Roma topraklarına kattı ve Kleopatra’yı destekleyip onunla evlendi. Roma ekonomisini iyileştirmeye çalıştı ve halkın sevgisini kazandı. Senatoyu ele geçiren Julius Sezar M.Ö. 45’te önce 10 yıllığına, sonra da ömür boyu diktatör seçildi. Bu durumda iki taraflı bir sorun ortaya çıkmıştı; bütün siyasi güç Sezar’ın elinde toplandı ve Senato fiili olarak etkisiz hale geldi. Bu durumdan rahatsız olan Senatörlerin örgütlediği bir suikast sonucu M.Ö. 44’te Sezar öldürüldü.

İmparatorluğa Geçiş

Sezar’ın öldürülmesinden sonra 2. Triumvirate kuruldu. Antonius, Octavianus ve Lepidus ortak yönetime geçti. Lepidus’un ölümü ve aralarında çıkan iç savaşı Octavianus’un kazanmasıyla kendini Sezar’ın manevi oğlu ve tek mirasçısı olarak gören Julius Octavianus Roma’nın tek yöneticisi oldu. Sezar’ı öldüren senatorları öldürerek, Sezar’ın intikamını almış oldu ve kendisi “Gaius Julius Caesar Octavianus “olarak anıldı.

Octavianus Augustus

Octavianus Senatodan Augustus (İmparator) unvanını da alarak cumhuriyet dönemini fiilen bitirirken imparatorluk dönemini başlatmış oldu. Roma Senatosu ve Roma vatandaşları, uzun sure boyunca Roma’yı harap eden iç savaşlar ve kargaşalardan kurtulma fırsatı olarak gördükleri için bu olayı desteklediler ve Cumhuriyet dönemi fiili olarak M.Ö. 27’de sona erdi. Augustus, rex yani ‘kral’ unvanını kullanmamaya dikkat etti ve bunun yerine Princeps (“Roma Cumhuriyeti’nin birinci vatandaşı” ya da “Roma Senatosu’nun baş lideri” anlamında) unvanını tercih eti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.