PHILO(aşk) + SOPHIA(akıl): FELSEFE

Bugün kullanmakta olduğumuz felsefe sözcüğü, dilimize Arapça’daki felasife sözcüğünden geçmiştir. Araplar da bu sözcüğü, Yunanca’daki aşk ve akılın birleşimi olan philosophia sözcüğünden almaktadır. Felsefe; bilgi veya bilgelik sevgisi anlamına gelirken, filozof ise bilgeliği, bilgiyi seven, onu arayan ve ona ulaşmak isteyen kişi demektir.

Felsefenin Doğuşu

Felsefe yapma MÖ 600’larda bugünkü Batı Anadolu’nun bir İyonya kenti olan Miletos’ta yaşayan Thales ile başlamıştır. Thales çok zengin bir zeytin tüccarıydı ve ticaret için Mısır’da bulunmuş, Mısırlı’ların Nil’in taşmasını ölçmek için dini bilgilerin dışında kullanan birim ve ölçümleri görüp kahinlerden farklı olarak akıl ile bilgiye ulaşmayı, soru sorma ve düşünmeyi benimsemiştir. Thales ve Anaksimandros arasında geçen diyaloglarda İlk madde evren ve ilk canlı ile ilgili konular tartışılmıştır. İlk filozoflar olarak kabul edilen Milet Okulu düşünürleri ise, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’tir.

Raffaello’nun Atina Okulu resmi

MÖ 400-300’lerde ise Sokrates, Platon ve Aristoteles’in Atina’da felsefi etkinlikler yürüttüklerini görmekteyiz.

Sokrates (MÖ 469- MÖ 399)

Klasik Yunan felsefesinin kurucusu olarak tanınan Sokrates Atina’da bilgelikleriyle ünlenenleri bunaltacak sorular sorup doğruluğundan şüphe duyulmayan sava karşı yöneltilen çeşitli sorularla, savın kendi içindeki çelişkilerini ortaya çıkarıp felsefedeki ilk yöntem olan çürütme (elenchos) yöntemini icat etmiştir. Derslerini meydanlarda ve tiyatrolarda sözlü olarak verip hiçbir şey yazmadığı için felsefesi özellikleri öğrencileri Platon ve Aristoteles’in anlattıklarından tanınan Sokrates, Tanrıları inkar ve gençleri baştan çıkarma suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırılmasının ardından öğrencilerinin kaçma önerisine suçlu değilim kaçmam diyerek geri çevirip, Atina yasalarının öngördüğü şekilde baldıran zehri içip intihar ederek felsefe tarihindeki yerini almıştır.

Sokrates’in İdamı

Antik klasik Yunan filozofu, matematikçi ve batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisinin kurucusu Platon, Atina Akademi’sinin kapısına ‘Matematik ve geometri bilmeyen içeri giremez.’ yazarak akıl hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte bilim ve felsefenin temellerini attı.

Aydın’da bulunan Milet Okulu

Platon’un felsefesinde beş önemli kuram vardır. Bunlar bilgi, idealar, ruhun ölümsüzlüğü, evren doğum ve devlet ile ilgili kuramlarıdır. Platon, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates’den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları etik ağırlıklı görüşlerle açıklayarak geliştirmiştir. Ona göre felsefenin amacı, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanması. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilirdi.

Aristoteles’in Yaşamı

Aristoteles, Ortaçağ Müslüman filozoflar ve yazarlar tarafından kendisine verilen “İlk Öğretmen” (Müallim-i Evvel), insanlığın ilk öğreticisi sıfatını gerçekten ve tümüyle hak etmektedir. Makedon kıralı sarayında hekimlik yapan babası nedeniyle sarayda büyümüş ve II. Philip’in arkadaşlığını yapan Aristo 17 yaşında Atina’ya gelip Platon’un Akademisine girer ve önce öğrenci sonrada öğretmenlik yaparak ‘okulun bilgini’ adlı ünvanını alır. Platon MÖ 348 yılında okulunun idaresini yeğeni Speusippos’a bırakır.

Bunun üzerine Aristoteles okuldan ve Atina’dan altı yıl süre ayrılır. Bu süre zarfında Assos ve Midilli’de boş durmayıp politika ve biyoloji araştırmaları yapar. Bu sırada Makedonya kralı II. Philip kral olur ve Aristoteles’i saraya davet ederek onu oğlu Büyük İskender’in eğitimi ile görevlendirir. II.Philip’in ölümüyle Aristoteles Atina’ya geri döner ve Lise’yi kurar. Burada 12 yıl boyunca ders verir. Bu okul kısa sürede şöhret kazanır ve Platon’un akademisi ile İsokrates’in retorik okulunun rakibi olur.

Aristotales

Büyük İskender’in ölümü ile bağımsızlığını kısa bir süre önce yitirmiş olan Atinalı’ların Makedonya karşıtı tepkileri ortaya çıkar. Büyük İskender’in hocası, Yunan genel valisi korumasındaki Aristoteles’de bu tepkilerden nasibini alır ve dinsizlikle suçlanır. O da “felsefeye karşı da ikinci bir suç işlemesine meydan vermemek” amacıyla Atina’yı terk eder ve bir sene sonra, uzun zamandır var olan kronik mide rahatsızlığından dolayı, 62 yaşında hayatını kaybeder.

Vasiyetnamesinde akraba ve köleleri için aldığı tedbirler onun iyi bir koca, baba ve vefalı bir dost olarak anılmasını sağlayacaktır. Aristo fizik, gök-bilim, felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir. Özellikle edebi eleştiri alanında ilk teorisyen sayılır. Aristo’nun tiyatro ve şiir hakkında yaptığı yorumlar ve belirlediği kurallar 1700’lü yılların sonlarına kadar batı dünyasında etkili olmuştur.

Felsefenin Dinlerle İlişkisi

Tarih İsa’dan sonra 800 yılına gelindiğinde ise Roma imparatorluğu hristiyanlaşmış; ikiye bölünüp Doğu Roma(Bizans) ayakta kalmış, Batı Avrupa ise papazların ve feodal krallıkların yönettiği savaşların dinmediği pagan dönemi Antik Yunan Bilim ve Felsefesi ise dinsizlik olarak yasaklanıp unutulmuş, Avrupa felsefe ve bilimden uzak karanlık bir döneme girmişti. Farklı mezhepten dolayı dışlanan Süryani hristiyanlar ise Suriye ve Irak’ta Yunan filozofların eserlerini Süryanice’ye çevirmiş ve mezheplerini antik Yunan filozofların felsefi mantıkları ile anlatmakta olup yayıyorlardı.

Bu esnada Arabistan’da İslam dini yayılmıştı. Müslümanlar Orta Doğuyu fethederek kuzeyde Suriye, Irak’ı, Batı’da Mısır, Fas ve İspanya’yı, Doğu’da İran ve Orta Asya’ya yeni dinlerini dünyayanın dört bir yanına yaymak için ilerlediler. Suriye’de karşılaştıkları Süryani hristiyanlarından Antik Yunan Felsefesi’ni, İran’dan Hint Matematiği tercüme ettirerek Doğu ve Batı kültürünün eserlerini Bağdat şehrinde dönemin en önemli kütüphanesi Beyt’ül Hikme’de derleyerek rasathaneler ve medreseler açıp bir çok düşünür, bilim insanı ve filozof yetiştirmiştir, böylece 8. ve 13. yüzyıl arası ‘İslam’ın Altın Çağı’ olarak anılmıştır.

İslam’ın Altın Çağı

Aristoteles etkisinde kalan İslam filozoflarına ve onların görüşlerini benimseyenlere “meşşaiyun” yani “gezinenler” adı verilir.
Bu sözcük, dersini gezinerek veren Aristoteles ’in okulunu belirten “poripatos” kelimesinin Arapçadaki karşılığıdır.

Meşşai Felsefesinin en ünlü temsilcileri, Farabi, İbn-i Sina ve İbn- Rüşd ’dür. Akılcı bir felsefe olan meşşailik İslam dini içersinde geliştiği için kaynak olarak kullandığı Yunan Felsefesi’nden doğal olarak farklılık kazandı. Din ile her zaman hesaplaşmak zorunda kalması bu felsefeyi din ile uzlaşmak zorunda bıraktı. İslam filozoflarının ve özel olarak Meşşailerin felsefede karşılaştıkları temel sorun evrenini ezeli ve ebedi olması düşüncesidir.


Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabi (872-950)


İslam felsefe geleneğinde, ‘ilk öğretmen’ olarak bilinen Aristoteles’ten sonra ‘İkinci Öğretmen’ (el-muallimü’s-sani) olarak anılır. Türkistan’ın Farab kentinde doğan Farabi, fen bilimine, felsefeye, mantığa, sosyolojiye, tıbba, matematiğe ve müziğe epeyce katkıda bulunmuş. Farabi’nin felsefi görüşünde 3 tane kuram çok önemlidir. Bunlar varlık sorununda; zorunlu varlık kavramı, akıllar kuramı ve tüm insanlığı kapsayan ideal devlet düşüncesidir.

Farabi

Farabi’ye göre, en gerçek en yüce varlık var olmasını bir başka şeye borçlu olmayan Tanrıdır. Onun varoluşu ve özü aynı şeydir. Ve Tanrı’nın varlığı zorunludur. Bu zorunlu varlığın dışında kalan bütün varlıklar öze sonradan eklenmiştir. Bundan ötürü, bu var olanlar kendi kendilerine ortaya çıkamayan, bir başka güce gereksinim duyan, bir başkası tarafından var edilen varlıklardır. Farabi’nin evren ile tanrı arasında yaptığı bu ayrımlar, onun metafiziğinin önemli bir yanıdır ve kendisinden sonra gelen İbn-i Sina’yı da bu görüşüyle etkilemiştir.

Doğa olaylarının açıklamasında ise Farabi Aristoteles’in madde ve form kuramını benimser. Tanrı’yı hem öz hem de varoluş olarak kabul etmesi, yani madde ile Tanrı ikiliğini kaldırması onu tüme-varımcılara yaklaştırır. Bu görüşten dolayı Farabi’nin felsefesini tasavvufa yakın olarak niteleyebiliriz. Birçok alanda yapıt vermiş bir bilgin olan Farabi’nin bir ideal devletin nasıl olması gerektiği konusunda da özgün görüşleri bulunmaktadır.

Özellikle Platon’un Devlet ve Yasalar gibi yapıtlarından etkilendiği, bu etkinin Farabi’nin “insanlığı kapsayan toplum düşüncesini” ileri sürmesine sebep olduğunu söylemek mümkündür. Bu görüş yunanlıların kent-devlet temeli üzerinde kurdukları ütopyalara oranla bir yenilik getiren dünya devleti kavramını içinde taşır. Platon ’un görüşlerinden ayrılan en önemli kısmı da bu tüm insanlar için oluşturduğu toplum düşüncesidir.


İbn-i Sina (980-1037)

İbn-i Sina (980-1037) da, tıpkı Farabi gibi, doğanın açıklanmasında madde ve form kuramını temel olarak aldı ve bütün varlıkların Tanrı’dan çıkmış bir kademeleşme olduğunu ileri sürdü.

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan İbn-i Sinâ, matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir. İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles’in hareket anlayışını eleştirmiştir.

İbn-i Sina

İbn-i Sina’ya göre, insan ruhu, bilgi açısından, varlıkların özünü oluşturan en genel kavramları, yani özleri görüp kavrayacak duruma girer. Bu kavrayışı sağlayan şey ruhun bu en son ve en yüksek aşamada “faal akıl” ile ilişki kurmasıdır. Bundan ötürü İbn-i Sina tasavvufu incelediği zaman, akıl dışına çıkarak yalnızca yaşama ve duyma ile mutlak aleme ulaşma çabasını doğru bulmaz.

Yukarıda açıkladığımız akıllar arası ilişki İbn-i Sina’nın kendine has tasavvufunu temelini oluşturur. İbn-i Sina ’ya göre tasavvuf faal akılla ilişkili duruma girmek, dış görünüşün ardında ki gerçek ve mutlak varlığı görmek; yani çokluk alemini birlik olarak kavramak söz konusudur.

İbn-i Sina’nın ahlak felsefesi de metafiziğe dayanır ve bir bakıma tasavvufa yaklaşır. Filozof “Mutluluk ve doğru yaşam nedir? ” sorusuna “Mutluluk, insan ruhunun kendini arıtmasıdır, temizlemesidir; faal akla yönelmesidir.” diye cevap verir. İyilik ancak bu yolla bilinip tanınacak ve gerçekleştirilebilecektir.


İbn-i Rüşd (1126-1198)

İbn-i Rüşd (1126-1198) Batı düşüncesi üzerinde en fazla etki göstermiş İslam filozofları‘ndan biri, belki de birincisidir. İspanya(Endülüs)’da yaşamış olan bu ünlü filozof Meşşai Felsefesi’nin en seçkin temsilcilerinden biridir. Aristoteles ’in görüşlerini açıklamış ve özgün bir yorum getirmiştir. Filozofun İspanya ’da yaşamış olması ve Batı dünyası ile yakın ilişki içinde bulunması etkisinin büyük olmasında katkı sağlamıştır. Fakat bu durum İbn-i Rüşd’ün çok büyük bir akılcı filozof olması gerçeğini gölgelememelidir.

Atina Okulu’ndaki tek Müslüman Filozof İbn-i Rüşd

Gazzali’nin filozofları eleştirisine kesin bir eleştiriyle cevap veren, maddenin ve hareketin ezeli ve ebedi olduğunu, hareket olmaksızın zamanın düşünülemeyeceğini, insan ruhunun ölümsüz olmadığını, ölümsüzlüğün bir kimsenin ruhunu öldükten sonra sonsuz olarak yaşamak anlamına geldiğini savunan İbn-i Rüşd’dür. Filozofun her şeyden önce akıl ve deneye dayanarak, İslam dini dogmaları karşısında bu görüşleri savunması, onun felsefi düşünceye bağlılığının kesin bir kanıtı gibidir. Batı’da derin etki göstermiş olan bu düşünceleri 1240’tan 1513’e kadar kilise tarafından yasaklanmış olduğunu da belirtmek faydalı olacaktır.

Bu yazımda felsefenin anlamı ilk ortaya çıkışı, Antik Yunan ve Ortaçağ akılcı islam filozoflarından bahsetmekteyim.
Sokrates’in “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”sözünü söylerken ki mütevazi tavrı filozofun, mutlak doğruları bildiğini, onlara tam olarak ulaştığını iddia eden kimse değil, aksine sürekli olarak bilgiyi arayan ona ulaşmak isteyen kimseler olduğu, kendi düşüncelerini körü körüne savunmayan, düşünüp mantıklı olanı tercih eden, bir hedefe ulaşmış olmaktan ziyade daima yolda olmayı seven kimseler olduğu, felsefede aslında bilgiye sahip olma iddiası değil, bilgiyi sevme ve onu elde etme arzusu olduğunu bizlere bildirmekte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.