GÖÇ HAREKETLERİNİN ETKİLERİ

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri, Sadako Ogata’nın ifadesiyle, “mülteci sorunu, tüm devletlere ve insanlara, insan haklarına olan bağlılıklarını sınayacakları bir sınav olarak sunulmalıdır”. Mülteci, sığınmacı veya göçmen(zorunlu olup olmadığı göz önünde tutulmaksınızın yer değiştirmiş,göç hareketine katılmış insan) hangi statüde olursa olsun bulundukları kimliklerin altında bir insanın varlığı söz konusudur. Bu yüzdendir ki insan haklarına saygı duyulmalı ve gereken şekilde çözümler üretilmelidir.

Bireyin ait oldukları ülkeyi, toplumu ve kültürü bırakıp başka ülkelerde yaşama ve çalışma kararı almaları hem kendilerini, hem ait oldukları toplumu hem de göç etmeye karar verdikleri ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını etkileyecek ve değişmelere yol açacaktır. Çünkü “göçler, toplumsal yapı ve kültür değişmeleri yanında göç veren ve kabul eden toplumlar içinde birçok türden yeni ilişkiler yarattığı gibi her iki tarafın insanlarının psikolojilerinde, davranış ve dünya görüşlerinde de köklü değişikliklere neden olmaktadır.”

Göç olgusu nüfus hareketinin yanı sıra ulaştığı ülke ile ilişkisine bakıldığında karşılıklı olarak sosyal, siyasal, ekonomik açılardan birbirlerini etkilemektedirler. Göç edilen ülkede göçe maruz kalan ülke açısından avantaj ve dezavantaj durumları söz konusu olmaktadır.

Sosyal Etkisi

Sosyal-toplumsal göstergeler açısından olaya bakıldığında, mültecilerle ilgili göz önünde bulundurulması gereken ya da karşılaşılan temel sorun öncelikle eğitim ve öğretim, sağlık, barınma, kentsel yaşama uyum, kültürel gereksinimler olarak ortaya çıkmaktadır.

Sığınmacı durumunun en önemli konusu olarak sosyal uyum gösterilebilir. İki farklı dilin, kültürün, yaşayış tarzlarının bir araya gelmesi anlaşmazlığa sebebiyet vermektedir. Öte yandan dilin farklılığı adaptasyonunun sağlanamaması anlamında önemli bir ölçüttür. Bunun yanı sıra, çok eşliliğin ortaya çıkması, buna bağlı boşanmaların artması, kadın ve çocuk istismarının yaşanması, bazı şehirlerde etnik ve mezhepsel kutuplaşmaları körüklemesi ya da yaratması, çarpık yapılaşma ortaya çıkan toplumsal etkiler arasında sayılabilir.

Çocuk İşçi Problemi

Sığınmacıların yarattığı bir diğer sosyal problem çocuk işçiliğidir .Örneğin, kamp dışında yaşayan Suriyeli çocukların küçük bir bölümü eğitim alabilmektedir. Bunun birinci nedeni devlet ya da sivil toplum kuruluşlarının henüz bu imkânı yeterince sunamamasıdır. Bunun kadar etkili bir diğer faktör Suriyeli ailelerin çocuklarını eğitime göndermekten ziyade çalışmaya yönlendirmesidir. Paraya olan ihtiyaç nedeniyle çocuklar her alanda çalıştırılmaktadır. Sokaklarda farklı ürünler satan çocuklar bu işin görünen yüzüdür. Bunun yanı sıra Suriyeli çocuklar çeşitli dükkânlarda çırak ve üretim yapan fabrikalarda ucuz işgücü olarak çalıştırılmaktadır.

Sığınmacıların yaşadıkları bu koşullarda özellikle genç yaşta olan nüfusun yasa dışı işlere bulaşmalarına da zemin hazırlamaktadır. Erkek nüfusu için kapkaç, gasp, uyuşturucu kullanımı gibi etkenler doğururken, kadın nüfusu da fuhuş tehdidi ile karşı karşıya kalma ihtimalleri artmaktadır.

Bir diğer durum ise sığınmacıların bir bölgede aşırı nüfus yoğunluğuna sahip olmaları bununla beraber yerel halkın azınlık konumuna düşmesini tehdit olarak algılamalarına ve tepki göstermelerine neden olmaktadır.

Güvenlik Etkisi

Güvenlik kavramı toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca rahat yaşayabilmesi durumu olarak ifade edilir. Uluslararası göç olgusu huzur ve güvenlik açısından halkın endişe ve kaygıları artmış buna sebep olarak bir kutuplaşmayı açığa çıkarmıştır. Sığınmacı/mülteciler ve yerel halk arasında uyum konusunda tedbirli davranma durumu söz konusu olmuştur. Güvenlik kavramı, hem ulusun güvenliği hem de toplumsal güvenlik açısından önem arz etmektedir.

Provokasyonlar

Sığınmacıların yaratması muhtemel en ciddi güvenlik riski yerel halk arasında var olan tepkinin bir provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesidir. Bunun ufak örnekleri neredeyse her sınır ilinde yaşanmaktadır. Mevcut sürecin devamı durumunda Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta 2014 Temmuz ayında yaşanan olayların diğer sınır illerinde de görülmesi ihtimal dâhilindedir. Yerel halktan gelen tepkilerin en tehlikeli sonucu ise Suriyelilerin örgütlenerek kendi adalet ve güvenliklerini sağlama ihtiyacı hissetmesidir. Son dönemde Suriyeliler arasında kendilerini korumak için ortak hareket etme ve örgütlenme konusu tartışılmaya başlanmıştır. Bu da ufak çapta adli olayların kitlesel tartışmalara dönüşmesine neden olmaktadır. Suriyelilerin örgütlenmesi ise müsamahalı kesimlerin dahi tepkisini artırmakta ve iki toplumun giderek kutuplaşmasına neden olmaktadır. Bu durum bütünleşme açısından zorluk yaratmaktadır.

Terör saldırısı ihtimali

Halkın bir diğer kaygısı olası terör saldırılarının gerçekleşmesi durumudur. Dolayısıyla “12 Ocak 2016 günü İstanbul Sultanahmet’te meydana gelen bombalı saldırının failinin birkaç gün öncesinde geçici koruma kaydı yaptıran mültecilerden birisi olması bu yöndeki endişeleri haklı kılmıştır.”

Bunun yanı sıra sığınmacı/mültecilerin zor koşullar altında yaşıyor olmaları her türlü suç ve şiddet ortamının doğup gelişmesi açısından uygun koşullar sunmaktadır. Eğitim almamış, düşük gelir seviyesine sahip, dışlanmışlık hissi içinde kimlik bunalımı yaşayan gençlerin ileriki dönemde pek çok suçun kaynağını oluşturacağı söylenebilir. Yerel halkın ifadesiyle önlem alınmaz ise yakın zamanda mafyanın, hırsızlığın kaynağını bu kayıp nesilleroluşturacaktır. Bu da şu an hissedilmese de çok da uzun olmayan bir vadede yeni güvenlik riskleri doğması anlamına gelmektedir.

Ekonomik Etkisi

Göç ile ekonomi arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. Ekonomi kısa, orta ve uzun vadeler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Uluslararası göçün ekonomik anlamda Türkiye’ye en büyük olumsuz etkisi temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda ödenen yüksek maliyettir.  Ekonomik etkilerine genel olarak bakıldığında işsizlik artışına, kamusal alanlara harcamaların artmasına, konut fiyatlarının artışına, çalışan işçinin gelirinin düşmesine, rekabetin artmasına yol aşmaktadır.

Nüfusun hızlı artışı bölgede var olan demografik yatırımların yetersiz kalmıştır ve yetersizliğinin giderilmesi için daha ayrıcalıklı bir harcama planı yapılmasını zorunlu kılmaktadır. UNHCR’nin Ekim 2018 raporuna göre Türkiye’de yaklaşık 4 milyon mülteci bulunmaktadır ve dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam etmektedir.AFAD’ın Ekim 2018 verilerine göre ise 178.965 kişi geçici barınma merkezlerinde sığınmaya devam etmektedir. Tabloya baktığımızda barınma merkezleri dışında yaşamlarını sürdüren insanlar da mevcuttur. Sığınmacı/mülteciler kiralık konutlara yönelmişler ve maliyeti azaltmak için bir dairede birden fazla aileler sığınmaya başlamıştır. Bu durum kaçak konutlaşmayı, sağlam olmayan yapıları da ortaya çıkarmaktadır ve bu ciddi bir risk faktörüdür. Aynı zamanda gecekondu yapılaşmasına ve çarpık yapılaşmaya sebep olmaktadır. Talebin artması ile kiraların artış göstermesi ev sahipleri tarafından yerli halkın tepsine neden olmuştur.

Kaçak çalışma

Bir diğer faktör olarak ülkedeki sığınmacı/mültecilerin kaçak şekilde çalıştırılmaya başlamışlardır. İşverenler için avantaj olarak görülmüştür fakat öte yandan yerliler iş bulmakta zorluk çekmektedirler. Genel bağlamda kalifiyesiz iş piyasasında çalışmaya yönelmeleri piyasayı canlandırmaya itmiş ve bir anlamda ekonomik sorunlar tedarik edilmeye çalışılmıştır. Bir yandan ise sığınmacıların daha ucuz iş gücüne çalışmaları, yerli halkı olumsuz etkileyerek işsizlik sorunu ortaya çıkmıştır. Bu durum yerli halkın sığınmacılara karşı bakış açısına da olumsuz yansımıştır. Sınır illerinde ise enflasyon artışı durumu ortayaçıkmıştır. Doğal olarak kişi başına düşen gelir farklılıkları artmaktadır. Ancak bu sorunların yanında ekonomiye katkı sağladıklarını söylenebilir. Bu bağlamda örneğin, Suriyeli mültecilerin ülkelerinden ayrılırken yanlarında getirdikleri nakit parayı ve değerli eşyaları piyasaya sürmeleri yerel halk tarafından olumlu karşılanmıştır.

Siyasi Etkisi

Ortadoğu’da son zamanlarda yaşanan gelişmeler, uluslararası siyasetin ana gündem maddelerinden birini oluşturmaktadır. Ortaya çıkan çatışmalardan sonra birçok insan göç kararı almış ve ülkelerini terk etmişlerdir. Dolayısıyla sığınacakları ülke aramışlar ve gözlerini sınır komşularına oradan ise Avrupa ülkelerine dikmişlerdir. Türkiye bu kitlesel göçlerin arasında kalmış ve birçok trajediye sahne olmuştur.

Avrupalı devletler ilk defa Suriye savaşının etkilerini derinden hissetmeye başlamışlardır. Dolayısıyla bu Ortadoğu kaynaklı kitlesel göçler, Avrupa ülkeleri arasında fikir ayrılıklarına ve farklı tutumların sergilenmesine neden olmuştur. Batı dünyası çoğunlukla yaşanan insanlık dramına gözlerini kapatmayı tercih etmiştir ve sosyo-ekonomik ve kültürel kaygıları vicdani duyguların önüne geçmiştir.

Çıkar Çatışması

Ortadoğu kaynaklı göçler içerisinde önemli bir yere sahip olan Suriyeli sığınmacı sorunu Avrupalı ülkeler arasında farklı fikir ve çıkarlar nedeniyle anlaşmazlıklara neden olmuştur. Dolayısıyla AB’nin göç krizine çözüm bulma konusunda zorluklarla karşılaştığı görülmektedir. Bu durum ise AB’nin Türkiye ile iş birliği yapma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Türkiye ile AB arasında yük paylaşımı çerçevesinde iş birliğini öngören 29 Kasım 2015 tarihli AB-Türkiye Ortak Eylem Planı yürürlüğe konulmuştur.Bu durum göz önünde bulundurulduğunda mülteci/sığınmacı durumu Türkiye’nin dış politikasını da etkilemiştir ve etkilemeye de devam etmektedir.

KAYNAKÇA

Şahsenem Pınar, İbrahim Mazman, Ortadoğu’da Göç Hareketleri ve Türkiye’ye Etkisi, http://ods2016.org/index.php/doc-dr-ibrahim-mazman-sahsenem-pinar-ortadoguda-goc-hareketleri-ve-turkiyeye-etkisi/, (9 Şubat2019)

Arif Akgül, Alican Kaptı, Oğuzhan Ömer Demir “Göç ve Kamu Politikaları: Suriye Krizi Üzerine Bir Analiz”

Arif Akgül, Alican Kaptı, Oğuzhan Ömer Demir “Göç ve Kamu Politikaları: Suriye Krizi Üzerine Bir Analiz”, The GLOBAL A Journal of PolicyandStrategy Volume: 1, Issue: 2, pp. 1-22. (2015), (9 Şubat 2019)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.