Nobel Ödüllü Bir Büyülü Gerçekçilik Ustası: Gabriel Garcia Marquez ve Beş Kitap Önerisi

Gabriel Garcia Marquez 6 Mart 1927’de Kolombia’nın Aracataca Kasabasın’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin isteği ile on dokuz yaşında Cartagena Üniversitesi’nde hukuk eğitimine başladıysada edebiyat ateşiyle yandığı için okulu bıraktı. Bu ateşe ilk kıvılcım atan Franz Kafka’nın Dönüşüm’ü oldu. “1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesi birinci sınıf öğrencisiydim… İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, şöyle diyordu: “Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş olarak bulur…” Lanet olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime: bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi.” diyor Marquez. Bu dönem gazete ve dergilerde muhabirlik yapıyordu. 

Bir Kayıp Denizci

1955 yılında Kolombia Deniz Kuvvetleri’ne bağlı “Caldas” adlı bir muhribin sekiz mürettebatı fırtına yüzünden Antiller Denizi’nde kaybolur. Kazazedeler dört gün boyunca aranır, en ufak bir ize rastlanamayınca cenaze törenleri bile yapılır. Kazadan tam on gün sonra Kolombia’da ıssız bir adada kayıp denizcilerden biri bulunur: Luis Alejandro Velasco. Velasco ile röportaj yapan Marquez, El Espector dergisinde bu gerçek olayın öyküsünü parça parça anlatır. Olayın gerçek olması ve Marquez’in büyülü anlatımı sayesinde insanlar sabırsızlıkla derginin yeni sayısını bekler olur fakat kimse Marquez’in yazdığını bilmez, ta ki Marquez 1970 yılında bu yazıların derlenip bir kitap haline getirilmesine izin verene kadar. Velasco, ufacık bir salda aç susuz, bazen umudunu kaybedip bazen de yaşama sıkıca tutunarak on gün geçiriyor.

Albaya Mektup Yok

1961 yılında uzun öykü şeklinde kaleme alınmış bir Marquez eseridir. Her cuma günü karısı ve horozuyla emekli aylığı için mektup bekleyen yıllarca orduda görev yapmış bir albayın acı öyküsü… Içerisinde her ne kadar güldürü ögeleri barındırsada beni hüzünlendiren bir Marquez öyküsü oldu. Marquez aslında Venezuella’nın diktatörlük rejimine atıfta bulunuyor. Bakmayı bilen gözler için savaşa katılan insanlara verilen ve asla tutulmayan sözler, çalışmayan bir hukuk ve devlet kurumları sistemi, bir tarafta haksız kazanç elde eden zengin insanlar bir tarafta da yoksullar…
         

Kahveyle yatak odasına girdiğini gören karısı cibinliğini kaldırdı. Bir gece önce bir astım nöbetine tutulmuştu ve şimdi uykulu bir hali vardı. Ama fincanı almak için doğruldu. 
           “Ya sen?
            “Ben içtim,” diye yalan söyledi albay.

“Koca bir kaşık daha vardı.”

Gabriel Garcia Marquz otuz bir yaşında gençlik aşkı Mercedes ile evlendi. 1967 yılında kendisine 1982 Nobel Edebiyat ödülünü getirecek olan başyapıtını yazdı: Yüzyıllık Yalnızlık.

Yüzyıllık Yalnızlık

Doğduğu kasaba olan Aracataca’nın bir benzerini yaratır Marquze: Macondo. Yüzyıllık Yalnızlık yedi kuşağın hikayesini masalımsı bir dille anlatan Marquez’in evreni. Marquez bu dönemde çıbandan muzdaripti, aynı zamanda kitap için yeni bir kuşak yaratmalıydı, yani ölmeliydi bazı kahramanlar… Marquez, Mercedes’in yanına gelip mırıldanır: “Albay öldü.” Marquez daha sonra “Albay Buendia’ya hastalığımı bulaştırdım. O öldü ve bende bir daha çıban çıkmadı.” Dedi. Marquez’in sahip olduğu her karakter sanki onunlaydı, gerçekti. Yüzyıllık Yalnızlık 1967’de ilk basımından sonra 30 milyondan fazla sattı. Kesinlikle okunması gereken bir klasik.

Başkan Babamızın Sonbaharı Marquez’in en ses getiren romanlarından biridir çünkü sanki kahramanları tanıdıktır: Julius Sezar, Mussolini, Franco,  Peron…

Kırmızı Pazartesi

Kırmızı Pazartesi’yi bana bir arkadaşım önermişti, Marquez ile tanışmam böyle oldu. Santiago Nasar’ın öldürüleceği daha ilk cümlelerden bellidir aslında. Kasabadaki herkes bilir o pazartesi bu cinayetin işleneceğini ama kimse bir şey yapmaz. Insanlar neden susar? Bir devlet insanını karşılamaya gitmek neden bir insanın hayatından daha fazla önemsenir? Toplum böyle olaylara neden kayıtsız kalır? Marquez öyle iyi işliyorki bu soruları romanında sanki yüzümüze bir tokat  çarpıyor. Toplumsal psikoloji ve polisiye türlerinde bir eser. Ayrıca Kırmızı Pazartesi ünlü yönetmen Francesco Rosi tarafından beyaz perdeye uyarlanmış.

Kolera Günlerinde Aşk

Bir aşk romanından çok, satır aralarındaki kapıları açabilenler için gerçekçiliğin önemli bir eseri. Marquez’in betimlemeleri o kadar iyi ki ömür boyu sevdiği kadını bekleyen “Florentino Ariza”, toplum için çırpınan “Doktor Juvenal Urbino” ve Florentino Ariza’yı ömür boyu bekletip Doktor Urbino’yu seven “Fermina Daza” sanki film sahnesindeymiş gibi gözlerinizin önüne geliyor. Marquez romanlarında önce sonucu veriyor; siz de nasıl bu hale geldiler diye merak etmeden duramıyorsunuz. Ayrıca Kırmızı Pazartesi’de yediğimiz tokatın yeri sızlıyor Kolera Günlerinde Aşk’ta. Bir gemi gezisinde eğlenen insanlar ve yüzen cesetleri umursamayışları… Kolera salgını ile boğuşan bir halk ve kimsenin önlem almaması…
        

“Her şeye karşın yüreğin belleğinin kötü anıları sildiğini, iyileri büyüttüğünü, geçmişe katlanmayı bu hile ile başardığımızı bilemeyecek kadar gençti daha.”

‘ ..kalemiyle toplumun sorunlarına dokunmuş cesur bir yazar..’

Gabriel Garcia Marquez, Latin Amerika’da Gabo olarak bilinir, büyülü gerçekçiliğin en büyük ustasıdır. Fidel Castro ile arkadaş olan Marquez,  her zaman kalemiyle toplumun sorunlarına dokunmuş cesur bir yazardır. Her kitabı kendi yaşadığı çevrenin bir aynasıdır. Tüm kitaplarında sade bir dil, sürükleyici bir anlatım ve hayata dair çok önemli “tablolar” bulabilirsiniz çünkü Marquez kalemi olan bir ressamdır adeta. 2014 yılında biricik aşkı Mercedes’ in yanında Meksika’da hayata gözlerini yumdu ama eserleri ile hep aramızda dolaşacak ve bize gerçekleri göstermeye devam edecek. Gabriel Garcia Marquez,  bu yazımda değinemediğim onlarca eserle birlikte keşfedilmeyi bekliyor.

Bu gibi kitap tanıtımları için buraya tıklayınız : )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.