VİCDANIMIZI KAYBETTİK GÖREN VAR MI?

“Vicdanımızı kaybettik, gören var mı?” diye bağırmak geliyor içimden. Gün geçtikçe bir öncekinden daha korkunç haberlerle başlıyoruz yeni güne. Sadece bir kısmını duyduğumuz çığlıkların içimizi şöyle bir titretmesinden sonra hayatımıza olağan devam ediyoruz, o feryatları hiç duymamışız gibi..

Kadına şiddetin giderek arttığı ülkemizde bu sorunun temel birkaç sebebi, çözüm niteliğindeki uygulamalar, kadına şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye dair çıkarılmış sözleşme ve son olarak da Türk Ceza Kanunu’muzun konuya ilişkin yaptırımları üzerinde duracağımız yazıya şiddeti tanımlayarak başlayalım.

Tanım

   Şiddet, insanla birlikte ortaya çıkmış bir kavramdır. Rıza dışında, hukuken ve ahlaken uygun bulunmayan, şiddet mağduru kişinin bedeni, değerleri, psikolojisi, yaşantısı vb. alanlardasarsıntı veya yıkım meydana getiren bir eylemdir.[1] Birçok farklı alanda tanımı yapılan şiddetin[2] temelinde yatan sebeplerden biri toplumsal cinsiyetçiliğin varlığıdır. Toplumsal cinsiyet,kadın ve erkeğin rollerinin, onların yaşamları boyunca nasıl davranacaklarının, birbirlerine karşı nasıl bir tavır takınacaklarının toplum tarafından belirlenmesi, kişilerin buna mecbur bırakılmasıyla ortaya çıkmış bir kavramdır.[3]

Biçilen Roller

Böylelikle halihazırda var olan ataerkil toplum yapısı kadını geri plana atmayı, erkeğin karşısında güç bakımından daha alt bir konuma koymayı gerekli görmüştür. Güç ve kaynakların eşit olmayan bir şekilde paylaştırılması erkeğin daha fazla söz hakkına sahip olmasına sebep olmuştur. Bunun yanında günümüzde neredeyse sadece kadına atfedilen namus kavramı da kadına şiddetin başlıca sebeplerinden biri olmuştur. Gerçek anlamından sapıtırılarak sadece cinsellik ve kadınla bağdaştırılan[4] bu kavram sonucu erkekler, ”namusunu korumak” gerekçesiyle kadınlar üzerinde güç sahibi olmaya çalışmaktadırlar. Toplumsal cinsiyetçiliğin getirilerinden biri olan namus kavramı da kadının toplumdaki yerini ne yazık ki arka plana atmaktadır.

Çözüm Yolu

 Kadına biçilen rol ve konum sonucu birçok kötü haberle karşılaşıyoruz. Her geçen gün artarak devam eden bu şiddet eğilimi karşısında elbette birçok çözüm yolu bulunmaya çalışılıyor. Bunlardan biri uzun zamandır gündemde olan ancak bütçe gerekçesiyle kullanım alanı kısıtlı olan elektronik kelepçe uygulaması. Şüpheli ya da fail konumundaki kişilerin el veya ayak bileklerine takılarak onları herhangi bir suç içeren eylemden uzak tutmak amacıyla kontrol altına almak için geliştirilmiş bir uygulama.Hukukçular bu uygulamanın kadına şiddet konusunda da başarılı olabileceğine inanıyor ve yaygınlaşması gerektiğini düşünüyor.

Bunun dışında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen KADES uygulaması var. Bu uygulama sayesinde şiddet gören ya da görme ihtimali bulunan kişiler tek tuşla yardım çağrısında bulunabiliyor.[5]  Bu uygulamalar dışında kadını şiddetten korumak, toplumsal cinsiyetçiliğin sonucu olan eşitsizliği ortadan kaldırarak daha adil bir toplum yapısı oluşturmak amacıyla 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiş Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi[6]bulunmaktadır.

Bu sözleşmede şiddetin türleri, bunlardan korunma yolları, gerekli yardımlar, ilgili kurum ve kuruluşlar, cezai yaptırımlar ve ağırlaştırıcı sebepler ve bunlarla ilişkili diğer başlıklar üzerinde durulmaktadır. Sözleşmede Türkiye ile birlikte 20 ülkenin daha imzası bulunmaktadır. Kadınların farkındalık kazanması açısından bu sözleşme de büyük önem arz etmektedir.

Kanunda nasıl yer alıyor?

   Son olarak da Türk Ceza Kanunu’muzun[7] konuya ilişkin yaklaşımı üzerinde durmak gerekirse; kanunumuz vücut dokunulmazlığına karşı suçlar, işkence ve eziyet halleri, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve bunlara benzer başlıklar altında şiddete karşı yaptırım uygulamaktadır. Genel olarak bu yaptırımlar suçun derecesine göre değişen hapis cezaları olmaktadır.

    Şiddet hiçbir gerekçeye sahip olamayacak bir eylemdir. Özellikle de kendini savunmada yetersiz kalacak kişilere ya da canlılara karşı yapılan psikolojik, fiziksel, sosyolojik vb. şiddet türlerinin hiçbirisi haklı görülemez ve müsamaha da gösterilmemesi gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz tüm uygulamalar ve yaptırımlar haricinde biz de toplum olarak vicdanımızın sesini bastırmamalı, şiddet karşısında sessiz kalmamalıyız. Bize kabul ettirilmeye çalışılan, alışkanlıklarımız arasına sokulmaya çalışılan şiddete alışmamalı, tepkimizi ve uğraşlarımızı her daim devam ettirmeliyiz. Toplum olarak farklılık ve eşitsizliklerimizi yıkarak ve birbirimize olan saygımızı koruyabildiğimiz günleri görmek dileğiyle..


[1]Afşar Taşdemir, Selda (2016),Türkiye’de Şiddetin “Kadın Yüzü”, Dergi Park<https://dergipark.org.tr/tr/pub/iusoskon/issue/25586/269924> s.e.t. 07.09.2019

[2] Afşar Taşdemir, 724-734.

[3] Vatandaş, Celalettin (2011), ‘Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Algılanışı’, Dergi Park <https://dergipark.org.tr/tr/pub/iusoskon/issue/9517/118909>s.e.t. 07.09.2019

[4] Kalav, Ayşe (2012), ‘Namus ve Toplumsal Cinsiyet’,Mediterranean Journal of Humanities<https://s3.amazonaws.com/academia.edu.documents/37556889/namus_ve_toplumsal_cinsiyet.pdf?response-content-disposition=inline%3B%20filename%3Dnamus_ve_toplumsal_cinsiyet.pdf&X-Amz-Algorithm=AWS4-HMAC-SHA256&X-Amz-Credential=AKIAIWOWYYGZ2Y53UL3A%2F20190903%2Fus-east-1%2Fs3%2Faws4_request&X-Amz-Date=20190903T100345Z&X-Amz-Expires=3600&X-Amz-SignedHeaders=host&X-Amz-Signature=dedd581992f2f9964e2fd826c2f005535dfb8ebe6601a40ba464cae132f3598f> s.e.t.07.09.2019.

[5]https://www.icisleri.gov.tr/kadin-destek-uygulamasi-kades

[6]https://kms.kaysis.gov.tr/Home/kurum/24304011

[7]http://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf

Benzer yazılara buradan ulaşabilirsiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.