İran Günlükleri: Bölüm İki

image

İkinci durağımız Tahran’dayız. İran macerasının asıl başlangıcı burası. Sabaha doğru vardığımız şehirde bir taksiye atlayıp babamın üniversite yıllarında İran’da okumuş arkadaşı sayesinde iletişime geçtiğimiz Muhammed abinin evine varıyoruz. Muhammed abi Türk asıllı, İran’da yaşıyor ve bir üniversitede memur olarak çalışıyor. Mütevazi evinin kapılarını bizim için açıp bizi misafir ediyor. Bize program yapmamızda yardım ediyor ve ertesi gün için bizi gezdirecek bir arkadaşını buluyor. Yorgunluk çöktüğü için uyuyoruz ve öğlene doğru kahvaltı yapıp evden çıkıyoruz. Ferec abi bizi alıp gezmek istediğimiz yerlere götürecek. Azeri asıllı Ferec abi öyle kültürlü ki, tarih bilgisi bizi hayrete düşürüyor.

Gülistan Sarayı

İlk olarak, Tahran’da gidilecek yerler listemde yıldızlı bir madde olan Gülistan Sarayı’na varıyoruz. Gülistan Sarayı’nı Topkapı Sarayı’na benzetmemde sakınca yoktur sanırım. Ayrı ayrı binalardan oluşuyor ve gezmek istediğiniz binalara göre bilet alıyorsunuz. Şş bunlar hep para tuzağı ve biz de turistiz. Ama yanımızda ülkeyi bilen biri olduğu için fikir alıp Ferec abi sayesinde en gerekli yerleri gezmek için bilet alıyor ve giriyoruz. İran’ın en önemli özelliklerinden birinin kocaman havuzlar olduğunu söylemeliyim.

image

Bahçelerde, parklarda bulunan bu havuzlar hem serinlik sağlıyor, hem de hoş bir görüntü oluşturuyor. Sarayın dışına hayran kaldığım için içine girmemiz epey zaman alıyor. Duvarlardaki mozaikler muazzam. Emek ve güzellik dolu her yan. Her şey büyük bir işçilikle oluşmuş. Ne yana dönsek bir süre bakmadan edemiyoruz. Sarayın içine girdiğimizde ise her adımda ihtişam seviyesi yükseliyor.

image

Sarayda zamanında burada kullanılmış olan hemen hemen her şey sergileniyor. Mobilyalar, halılar, vazolar, tabak çanak, tablolar, her şey o kadar muntazam şekilde yapılmış ki, bir sandalye bile öyle alelade bir sandalye değil, hepsi birer başyapıt. Ahşap oymalı masa ve sandalyelere hayran kalıyorum. Yerleri süsleyen muhteşem halıları söylemeye bile gerek yok. Böbreğimizi versek zayi olmuş saymazdım. Ama öyle bir halım olsa yere sermeye kıyamaz, duvara asardım. Duvara halı asma fikri bu şekilde ortaya çıkmış olabilir.

image

Sarayın ahşap mobilyalarını ve halılarını çok sevsem de binlerce aynalı kısımlar çok göz alıcı geldi. Buradaki göz alıcı betimlemesi iyi anlamda değil, sahiden çok fazla göz alıyordu abartılı biçimde. Birisi tüm gözleri sarayına çevirmek istemiş anlaşılan. Yani şah da olsam o kadar abartmazdım sanırım. Kırık aynaların kullanılmasının özel bir anlamı da varmış. Hiçbir şekilde kendinizi bir bütün olarak göremiyorsunuz bu aynalarda. İnsanın kusurlu oluşunu ifade ediyormuş. Paramparça bir manzara.

image

Ardından Meşhur Çarşıları

Sarayla işimiz bitince meşhur Tahran çarşısını gezmeye koyulduk. Çarşı pazar gezmeye bayılırım. Aktarlardan gelen kokular hep hoşuma gider. Turşucular, kahvaltılık satan dükkanlar, şekerciler. Tahran Çarşısı’nı bizim Kapalıçarşı’ya benzetsem de, daha düzensiz ve karışık buldum. Geleneksel sanatlarla ilgili bir dükkanın yanında çorapçı görmüş olmam bu kararı vermemde etkili olmuş olabilir. İran’ın meşhur kavun suyunu Tahran Çarşısı’nda tattık. Bizim Beyoğlu’ndaki sıkma meyve suyu olayının İran versiyonu, sokaklarda epey yaygın, meyveler genelde kavun, mango, havuç, çilek gibi.

image

Tahran Çarşısı’nı dolaştıktan sonra acıktığımızı fark edip yemek yiyecek bir yer aramaya koyuluyoruz. Ferec abinin tavsiyesi üzerine gittiğimiz yeri kapalı buluyoruz, İran’da bu dükkanların belli saatlerde kapandığını öğreniyoruz. Fast food dışında açık dükkan göremeyince yoğun ısrarlarım üzerine Tecriş Çarşısı’na doğru yola çıkıyoruz. Bu sayede Tahran’ın büyüklüğünü de fark etmiş oluyoruz. Trafik de eklenince, Tecriş Çarşısı’na giden yolda uyuyakalıyorum, yol o kadar uzun sürdü artık siz tahmin edin. Tecriş Çarşısı, Tahran Çarşısı kadar büyük olmamakla birlikte, daha derli toplu ve daha hoş göründü gözüme.

image

Baharatlar, kuru çiçekler, meyveler, çeşit çeşit desen desen paşabahçe… Özellikle şu fotoğrafta görünen sarı şeyler dikkatimizi çekti. Kendileri şeker. Kristal şeker. Ve çayın yanında ikram ediliyor, çayınızı bunlarla karıştırarak tat katıyorsunuz. Biçim biçim şekerler var, baya estetik. Çarşılar zaten görsel şölen.

image

Çarşının tarihi yapısı da bozulmamış. Fotoğrafta da görüldüğü üzere binalar çarşıyı daha güzel gösteriyor. Pazar yeri tam bir curcuna. Kendi dillerince “gel abla gel, bi lira bi lira” dediklerini hayal ettiğim satıcılar aslında yüzde yüz seksen ihtimalle öyle bir şey demiyor olsa da, en azından “salam” diyorlar ve bu da minimal bir anlaşma biçimi.

Tahranda günlük izlenimler

Namaz vakti geldiğinde çarşının yanında (ya da içinde demek de yanlış olmaz belki) bulunan bir camiye rastlıyoruz. Kadınların girişinde uzun uzun çarşaf gibi dikişsiz kumaşlar var ve kadınlar bunları alarak camiye giriyor. Ben de aynısını yapıyorum. Bir kadın beni durdurarak kendi dilince “çarşafa sarınmam gerektiğini” anlatan bir şeyler söylüyor, tutup doğru biçimde kumaşı nasıl sarınmam gerektiğini gösterip yardımcı oluyor, Farsi olmadığımı anladığında ise sevecen bir tavırla “welcome” diyor. Hoşbuldum hanım abla 🙂 Namazdan sonra çarşıyı gezmeye devam ediyoruz ve bir dürümcü ile karşılaşıyoruz. Gayet esnaf lokantası tadında hoş bir yer, oturuyoruz. Lokma kebabı denilen dürümlerimiz önümüze geliyor. Masada şeffaf eldivenler var, dürüm o kadar soslu ki, eldivenlerle yeniyormuş. E madem farklı bir ülkede farklı hayatları deneyimlemek istiyoruz, işimizi layığıyla yapalım. Eldivenlerle şapır şupur yemeğe girişiyoruz. Ciddi manada bayılıyoruz yemeğe. Esnaf lokantalarının o büyüsünden mi, bizim açlığımızdan mı bilemiyorum, hiçbir yemeği doğru dürüst bitiremeyen ben bile rahat rahat bitiriyorum. Babam ve Ferec abinin birer dürümle yetinmediğini söylemesem de tahmin ederdiniz.

image

Bunlarla birlikte Tahran gezimizi sonlandırmış oluyoruz ve otobüste geçecek bir geceye daha yelken açıyoruz. İsfahan otobüsüne biniyoruz. Şunu da söylemeliyim, otobüsler çok konforlu, çok geniş ve ikramlar buradaki gibi bir popkek bir içecek değil, dört beş çeşit ikramları var. Hatta bazı otobüslerde kebap ikramı olduğu duyumunu da aldık, ama biz maceracılar hesaplı takıldık, o yüzden öyle bir otobüse denk gelmedik. Bu yazının da burada sonuna geldik, bir sonraki durak: cihanın yarısı, İsfahanAug 10th, 2019

İzlenimlerinizi paylaşın!!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.