Hindistan İlk İzlenimler

Bollywood şehri Mumbai. Gateway of India ve Taj Mahal Otelliyle bir dünya markası. Zor bir karar veriyorum ve gönüllü öğretmenlik yapmak için Hindistan gibi muazzam bir ülkeye gelerek hayatıma kılavuzluk edecek önemli bir adım atıyorum.

İlk defa Hint aksanı..

Uzun soluklu, Bahreyn aktarmalı bir uçuştan sonra; sonunda havaalanında uçağın kapısının açılmasıyla karşımda duran Mumbai’yi selamlıyor ve aklımda uçuşan soruların cevaplarını bulmak için çabalıyorum. İlk defa Hint aksanıyla karşı karşıya gelmem ise pasaport kontrolünde oluyor. Sorulan soruları, görevliye, bir bebekle konuşuyorlarmış gibi tekrarlatınca zor anlar yaşıyoruz. En sonunda havaalanından çıkarak Hindistan’ın o muazzam sokaklarına kendimi bırakıyorum.

‘Onlarca şehir, yüzlerce din, binlerce tanrı ve milyonlarca insanın bir arada olduğu bu ülkeye hayretle bakmamak elde değil.’

Musonların etkisiyle alışık olmadığım, nemli ve egzotik bir hava beni bağrına basarak samimi tavrını göstermekten çekinmiyor. Ufak, üç kişilik Auto denilen taksileri kullanarak danışmanımla birlikte, sonraları evim diyeceğim, hostele doğru yola koyuluyoruz. Meşhur Hindistan yemeklerinin baharatlı ve tarifsiz tadıyla ilk defa bu taşıtın içerisinde tanışıyorum. Biraz küçümser bir ifadeyle Hindistan yemeklerinin acısının çiğ köfteye yakın ve yenilebilir olduğunu düşünerek genelleme yapmanın ne kadar büyük bir hata olduğunu aynı gün akşam yemeğine gidince anlıyorum. 

Vara pav

Önüme koyulan menüde tanıdığım hiçbir şeyin olmaması oldukça can sıkıcı olsa da Hindistan’daki ilk arkadaşlarımın tavsiyelerine uyarak bir seçim yapıyorum ve günün sonunda, Hindistan mutfağı hakkında önemli bir ders alarak restorandan ayrılıyorum. Mutfaklarında olduğu gibi birçok konuda uçları yaşayan bir halk. Onlarca şehir, yüzlerce din, binlerce tanrı ve milyonlarca insanın bir arada olduğu bu ülkeye hayretle bakmamak elde değil.

‘Kalabalık ve yoğun bir duygu karmaşası ‘

Bir başka şehrin bu kadar kalabalık ve yoğun bir duygu karmaşası yaşatmasının imkânsız olacağını düşünürken, bu deneyimin nasıl sona ereceği hakkında çok güçlü tahminler aklınızın bir kenarında şelale gibi akıyor. Sokaklarda kendinizi ararken, etrafınızdaki oyunculuk okullarını görünce anlıyorsunuz ki; Bollywood Hindistan’ı tanıtmıyor. Hindistan, Bollywood’u son nefesine kadar yaşıyor. Mumbai ise; birçok aktöre ev sahipliği yaptığı gibi Bollywood’un dünyaya tanıttığı bir yüz konumunda adeta. Televizyonlarda izlediğimiz Hint dizilerinin aksine, 20. Yüzyıl Türkiye’sine benzer eleştirel, düşünsel, eğlenceli ve ayrıca kendine özgü Hint danslarıyla rengarenk bir dünyanın kapılarını araladığınızı fark ediyorsunuz.

Halkın aktörlere olan ilgisi ise, devlet başkanlarını aratmıyor. Kimi aktörlerin pazar günleri 4-5 defa balkona çıkarak evlerinin önündeki kalabalığa el salladıklarını görünce, durumun ciddiyetinin farkına varıyorsunuz. Dünyanın en kalabalık 9. şehiri olan Mumbai’de, metro ve tren istasyonlarının karmaşasına şahit olmak nerede olduğunuzun farkına varmanızı sağlıyor.

“Acaba trenlerin üzerinde oturan insanlar görecek miyim?”

Özellikle; “Acaba trenlerin üzerinde oturan insanlar görecek miyim?” sorusuna cevap aramadan geçemiyorsunuz. Aktörlerin bu şehirde yaşaması ve birçok büyük şirketin burada olması, bizlere istemsizce “İstanbul” karşılaştırmasını yaptırıyor. Türk lirasından 12 kat değersiz olan rupee ise, insanları Hindistan şartlarında pahalı ve karmaşık bir hayat tarzından kurtaramıyor.  Fakat bunlara bir istisna getirmek lazım, ‘Autolar’. Mumbai’ nin göz bebekleri haline gelmiş tatlı sarı çizgili, siyah taksiler; kimi zaman toplu taşımadan daha elverişli, kolay ulaşılabilir ve ucuz olabiliyorlar. Ayrıca Uber ve Ola gibi uygulamalar insanlar tarafından aktif olarak kullanılıyor.

Sokak yemeklerinin ise, cüzdanınızın en büyük dostu olacağı aşikâr. Fakat, bu yemeklerin genellikle fazla baharatlı olmasının bazen bünyeniz için sorunlara yol açabileceğini çok kısa bir süre sonra anlıyorsunuz.

‘..caddeleri bir battaniye gibi örten ağaçların arasından yere düşmesini izlemek..’

Önem sıralamasında yemekten daha önde sayılabilecek tek şey; içme suyunu kesinlikle çeşmeden kullanmamanız gerektiği. Market ve restoranlarda mineralli su olarak geçen, ağzı kapalı, şişelenmiş sular dışında başka su kullanmamalısınız. Yerli halkın bile arıtma kullanmadan içmediği bu sular, tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Son olarak muson yağmurlarının; caddeleri bir battaniye gibi örten ağaçların arasından yere düşmesini izlemek, altında ıslanmak, yağmurluk ve şemsiyenin acizliğini anlamak ve yağmurun her dakika sizi birileriyle tanıştırmak için fırsat kolladığını bilmenin çevrenizi, içinizi ve gözlerinizi parlatan bir ışık süzmesine döndüğünü fark edince huzur ve mutluluğun anlamını bir kere daha sorguluyorsunuz.

Elbiseleri, lezzetleri, olaları, inanışları ve gelenekselliği hayatlarına nüksedişleriyle; üzerindeki çileğiyle birlikte tadılmayı bekleyen bir pasta. Kendinizi bu bütünün içine nasıl kaptırdığınızın farkına bile varamadan Hindistan’ın bir parçası olduğunuzu anladığınızda hepiniz çok şaşıracaksınız.

Yazımızı nasıl bulunuz, hindistan hakkındaki ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım : )

Buna benze diğer yazılarımız için buraya tıklayın : )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.