Tarihin Kara Lekeleri: VİRÜSLER

Virüs Nedir?

Hekimlik terimi ile bulaşıcı hastalıkları yapan mikroptur. Daha genel anlamıyla virüs, sadece canlı hücreleri enfekte edebilen ve böylece replike olabilen mikroskobik enfeksiyon etkenleri. Virüsler; hayvanlardan ve bitkilerden, bakterilerin ve arkelerinde içinde bulunduğu mikroorganizmalara kadar her türlü canlı şekillerine bulaşabilirler.

Virüs, veba, hastalık ve ölüm deyince benim aklıma tarihte büyük bir yeri olan, yaşamsal boyutta pek çok şeyi değiştiren ve özellikle Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkileyen “Kara Ölüm” geliyor.

Kara Ölüm (Veba)

Kara ÖlümKara Veba ya da Büyük Veba Salgını, 1347 – 1351 yılları arasında Avrupa’da büyük yıkıma yol açan veba salgınıdır. Asya’nın güney batısında başlayarak 1340’lı yılların sonlarında Avrupa’ya ulaşmıştır. Salgına Yersinia pestis adı verilen bir bakterinin yol açtığı düşünülmektedir.

Salgın, yalnızca 14. yüzyılda yaklaşık 200 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.

Çin ve Orta Asya’dan başlayan veba, 1347’de Kırım’da bir Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla Avrupa’ya taşındı. Vebadan ölen soylular arasında Aragon kralı IV. Pedro’nun karısı Kraliçe Leanor ve Kastilya kralı XI. Alfonso’nunoğluyla evlenmeye giderken Bordeaux’da ölen, İngiltere kralı III. Edward’ın kızı Joan da vardı. İki Canterbury başpiskoposu art arda vebadan öldü. Şair Petrarca yalnızca pek çok şiirinin esin kaynağı Laura’yı değil, koruyucusu Giovanni Colonna’yı dasalgında yitirdi.

Kara Ölüm’ün Avrupa’nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu da Giovanni Boccaccio’nun 1353’de yazdığı Decameron’una yansımıştır.

Benzer salgın hastalıkların Avrupa’ya her yeni nesille geri döndüğü düşünülür; etkileri 1700’lü yıllara kadar devam etmiştir. Bunların arasında 1629-1631 yıllarında gerçekleşen İtalya salgını, Büyük Londra Salgını (1665-1666), Büyük Viyana Salgını (1679), Büyük Marsilya Salgını (1720-1722) ve son olarak da 1771 Moskova salgını bulunur. Salgının tanımı üzerine birçok tartışma mevcuttur, ancak Avrupa’da 19. yüzyılda ortadan kalkmıştır.

14. yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de,daha sonraki yıllarda “Kara Ölüm” olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, “kara” burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir. Günümüzde bu salgının sebepleri hâlâ araştırılmaktadır.

– İkinci sırada aklıma gelen büyük hastalık, İspanyol Gribi.

İspanyol Gribi

İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi, 1918 – 1920 yılları arasında H1N1[1] virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. İspanyol Gribi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan nüfusunun %15’i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur.[kaynak belirtilmeli] İspanyol Gribinin bir özelliği, zayıf, yaşlı ve çocuklardan çok, sağlıklı genç erişkinleri etkilemiş olmasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında tüm dünyayı etkisi altına almış, hatta kimi tarihçilere göre dört yıl süren savaşın sona ermesinde önemli bir etken olmuştur.

Türkçede 1918’den itibaren “İspanyol Nezlesi” sözcük grubu kullanılmıştır. Yıllar sonra açılan bazı toplu mezarlardan alınan örnekler sonucunda domuz gribine sebep olan H1N1 virüsünden (birkaç ufak farklılık haricinde aynı) kaynaklandığı anlaşılan hastalık, İngilizceden tercümeden dolayı “İspanyol Gribi” olarak anılmaya başlanmıştır. Salgın İspanya’da başlamamasına rağmen İspanyol nezlesi olarak adlandırılmasının sebebi ise İspanya’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda yer almamış olması ve askerî sansür nedeniyle diğer Avrupa devletlerinde salgından söz edilmezken İspanyol basınının salgın konusunu ilk kez gündeme getirmiş olmasıdır.

Ekstralar:

En Ciddi Salgınlara Sebep Olmuş Ölümcül Virüsler

1.Kuduz Virüsü

1920’lerde tedavisi bulunmuş olan kuduz virüsü Afganistan ve Hindistan gibi ülkelerde insanları öldürmeye devam ettiği gibi, ülkemizde de her yıl 60 bin kişi önlem almadığı için kuduzdan ölüyor. Memeli hayvanların tükürük bezinde bulunan ve ısırma yoluyla bulaşabilen kuduz virüsü için uzmanlar en küçük şüphede bile önlem alınması gerektiğini söylüyor. Virüsün kuluçka dönemi geçtiğinde belirtiler ortaya çıkmaya başlar ve işte o zaman çok geç olabilir.

2. Ebola Virüsü

5 farklı türü bulunan Ebola virüslerinden bazıları hasta bile etmezken, bazıları girdiği yeri kırıp geçirmekle nam salmış “ağır abi” virüslerdendir. Kan ya da diğer vücut sıvılarıyla birçok hayvandan ve insandan bulaşabilen bu virüsün ateş, baş ağrısı, halsizlik gibi birçok farklı belirtisi olabiliyor. Hastalığın en belirgin sendromu ise, serum için kolunuzda açılan delik dahil olmak üzere tüm “deliklerinizden” kan akmaya başlamasıdır. Dikkatli olmakta fayda var!

3. Maburg Virüs

Henüz net bir tedavisi bulunmayan bu virüs, hayvanlardan ve insandan doku teması yoluyla bile bulaşabiliyor. Yayıldığı yerlerde 10 kişiden 9’unu öldüren bu virüsle karşılaşırsak biz de ne yapacağımızı bilmiyoruz açıkçası! Dünya Sağlık Örgütü’ne kolaylıklar diler, tedaviyi bulmaları için biraz acele etmelerini rica ederiz!

4. HIV

Son 30-40 yıldır aramızda dolaşmakta olan HIV, 36 milyon insanı öldüren en tehlikeli virüslerdendir. Maalesef en çok bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Vücudunuzun defans kuvvetlerini sakatlayarak sizi korumasız bırakır. Korumasız ve bağışıklık sistemi çökmüş olan vücudunuz artık AİDS olmuş demektir. İnsanı çok basit hastalıklarla bile baş edemez hale getirir… Ve AİDS öldürmez, ölümünüze sebep olur!

5. Çiçek Virüsü

20. yüzyılda 300 milyon insanı katleden bu adi virüsten korkmanıza gerek yok. Çünkü 1980’de Dünya Sağlık Örgütü kökünü kazıdıklarını açıkladı. En yaygın olduğu dönemlerde bulaştığı üç kişiden birini öldüren çiçek virüsü, öldüremediklerinde ise körlük, derin yara izleri gibi imzalar bırakıyordu. En bilinen efsanesi ise Avrupalı istilacıların Kızılderililerden virüsü kapması sonucu Avrupa nüfusunu oldukça azaltmasıdır.

6. Hanta-virüs

Farelerle bir yakınlığınız varsa endişelenmeniz gereken bir virüsten bahsediyoruz. Enfekte olmuş kemirgenlerden insana bulaşabilen fakat insandan insana bulaşmayan Hantavirüs, 1993’ten beri 600’den fazla insana bulaştı ve çoğunu öldürdü. Tedavisi bulunmayan bu virüsle ilişki içinde olmak istemiyorsanız kemirgenlerin dışkı, idrar ve salyalarından uzak durmanızı tavsiye ederiz.

7. İnfluenza Virüsü

Bu virüs için nezlenin öldüren versiyonu diyebiliriz. 90’lar neslinin en aşina olduğu virüs salgınlarından olan İnfluenza çok çabuk mutasyona uğrayabildiği için her yıl yayılabiliyor. Korunmak için sıkı giyinmenizi ve annenizin sözünü dinlemenizi tavsiye ederiz! “İspanyol Nezlesi” denilen tarihin en büyük vurgununu 1918 yılında gerçekleştirdi ve 50 milyondan fazla insanı öldürerek dünya nüfusunu yarıya indirdi.

8. Rota-virüs

Yiyecek ve içeceklere karışan dışkı maddeleriyle bulaşabilen Rotavirüs’ün 2008 yılında 453 binden fazla çocuk ve bebeği öldürdüğü düşünülüyor. Bilim insanlarının şimdiye kadar 2 çeşit tedavi geliştirebildiği bu virüs bulaştığı insanda şiddetli ishale sebep olarak öldürüyor.

9. KOVİD-19 (Corona) Virüs

Tüm dünyayı etkileyen, son zamanların en ciddi problemlerinden biri olan bu virüs; koronavirüshastalığı (COVID-19), daha önce insanlarda tanımlanmamış yeni bir virüsün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.

Bu virüs öksürük, ateş ve daha ağır vakalarda zatürre gibi belirtilerle solunum hastalığına (grip gibi) neden olur. Ellerinizi sık sık yıkayarak ve yüzünüze dokunmaktan kaçınarak kendinizi koruyabilirsiniz.

Son zamanlarda Türkiye’de de ciddi bir şekilde artış gösterdi. Ama bunun önüne geçebiliriz. Önemli olan umutlu ve temkinli olmak…

#EvdeKalTürkiye

Tarihin Kara Lekeleri: VİRÜSLER” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.