THE DEVIL OF HELL’S KITCHEN

Günümüzde en çok tutan işler açık ara çizgi roman filmleri ve dizileri oluyor ama bunlar arasında önemli bir fark var. Dizilerin bütçeleri filmlere göre neredeyse devede kulak. Durum böyle olunca süper kahraman dizilerinde anlamsız efektler, çöp çöp oyunculuklar, tekrara düşen senaryolar görüyoruz (bkz: the cw ve dc ortaklığındaki bütün diziler). Bu durum bizlerde süper kahraman dizilerine karşı bir ilgisizlik oluşturuyordu ta ki Netflix ve Marvel ” hooopp hemşerim, bi’ sakin ya ” diyene kadar. Bahsedeceğim dizi Daredevil nam-ı diğer The Devil of Hell’s Kitchen. Uzun uzun hikayesini anlatmayacağım çünkü derin bir hikaye var.

Tam Bir Kahraman

Özetle Matt Murdock(daredevil) küçükken görme engelli bir amcayı yaya geçidinde bir kamyonun altında ezilmekten kurtarırken kamyondaki radyoaktif madde yüzünden kör kalıyor. Ama bu normal bir körlük değil. Gözler görmüyor ama diğer duyuları olağan üstü gelişiyor. Babası kenar mahalle boksörü ve mafya tarafından öldürülüyor. Anne desen bebeklik döneminde terk etmiş(3. Sezonda harika işleniyor).

Babası öldükten sonra Matt kilisenin koruması(yetimhane) altına giriyor ve bu süreçte Matt’in tanrıyla olan kavgası gün geçtikçe şiddetleniyor. Yıllar sonra Matt avukat oluyor ve dostu Foggyle avukatlık bürosu açıyor. Gün ışığında avukatlık yapan Matt geceleri ise şehrini koruyor. Yani zorbalıkla hem legal hem de illegal bir mücadele içinde. Kısaca böyle. Dizide senaryo çok güçlü ve detaylı. O kadar detaylı işleniyor ki kahramanımız klasikleşmiş kostümünü bile sezonun son bölümünde falan giyiyor anca.

Benim İçin

Beni Matt Murdock’a deliler gibi bağlayan en büyük sebep ise temelde bir insan oluşu ve senaryonun bize bunu vermesi. Diziyi ve kahramanımızı diğer yapımlardan ayıran özellikte bu aslında. “Parası olmadığı için kendine inşa edecek zırhları olmayan veya ezik görülse de bir anda tıbbi müdahale ile süper insan olmamış bir kişi kendisi. Yüzde yüz emek, yüzde yüz inanç sonucu ortaya çıkmış bir figür. Dayak yeyip milyon kere orasını burasını kırdı, kafasına darbeler alıp da duyuları hasar görmesine rağmen hiçbir zaman yılmadı; bu yüzden hep ayakta kalmaya çabaladı(geekyapar’ın deyimiyle daredevil’in dizide işlenişi).

Evet, şunu açıkça söyleyebilirim ki süper kahramanların sinema-dizi evreninde en kolay empati yaptığımız karakter daredevil. Senaryoyu övdük biraz da oyunculukları övelim. Charlie Cox (daredevil) kör rolünü öyle mükemmel oynuyor ki hiç bilmeyen bir insan google’dan bakar bu adam gerçekten kör mü diye. Sadece körlük değil avukat kimliğine girdiği zaman da efsane düzeyde karizmatik ve ciddi.

Bir de Vincent D’Onofrio’un Wilson Fisk’i var ki sormayın. Böyle tam oturmuş bir düşmanı daha zor bulursunuz. Çizgi romanlardaki gibi dev bir adam. Ses tonunu öyle bir ayarlamış ki izlerken tüyleriniz diken diken oluyor. Dizi boyunca mükemmel senaryo ve oyunculukla Fisk’in neden kötü olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Bu noktada motivasyon eksikliği çekmiyorsunuz.

Diğer başroller de gerçekten yeterli. Eğer Netflix üyeliğiniz (korsana hayır! Belki de evet) varsa bu diziyi kesinlikle tavsiye ederim. Başlarda hikaye sizi yorabilir çünkü bizler sağlam temelli hikayelere alışkın değiliz ama siz yılmayın. İnanın günün sonunda telefon duvar kağıdız Daredevil olucak. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.